'HAYAT BAZEN' İLE BAŞLAMAYAN SOKAKLAR


Etrafıma baktım bu sabah.
Bulutlar giderken gökyüzünden
yüklerinin nefretiyle dolu ağaçlar gibi dallarını uzatmıştı insanlar.umutsuzca.
Ve utangaç,narin
Çocuklar göründü arasıra köşe başlarında.
Paçaları çamurlu.
Koşmaktan kızarmış yanakları ve
nereden geldiği belli olmayan,
güvendikleri yabancılara bakan gözleri.umutlu ve neşeli.
Ödülünü alamamış hikayelerini ve düşlerini geri verecekler zannederek.
İnsanca yaşama arzusunun ve yoksulluğun bedeli.
Sokakları bugün farklı bir telaş içindeydi.
Hergünki heycanlardan farklı.yürekleri kara.
Rant dedi bir kaçı dil altından.söylentiler eylenceliydi.
Anlamıyorlardı.
Kızıyorlardı.
Birleri dikmişti gözlerini ve ayırmadan bakıyordu onlara.
Çocuklar vardı tepelerin üstünde bide.
Kumdan ve dereden tepeler.
Arkadaşlarım vardı benim.
Mahallenin en hızlı koşan çocuğuydum.
Zili sessiz çalar,annem görmeden 'mikroplarımdan' arınırdım.
Amcalarımı kovdum bugün sokağımdan.
Bırak dediler bana.ben bırakmadım.
Evimde heryer dere.
Derede oynayan ellerim.
Ve uyuduğum yatak denize dökülmüş.
Annemin ve babamın arası yosun dolu.
Çok sever oyuncağımı amcamlarım.ama ben vermem.
Kahramanlık yaptığım sokağımı yıkadılar,
ben çamurdan sokak yaparım.
Onu da alacaklar birgün.çamurlarımda artık benim.
abilerim ise yaramaz.
Abilerim;
Bana ödülümü vermeye çalışan yabancılar.
Çocuklardık öyle bi zamanda,
köşe başlarında paçaları çamurlu.
'Hayat bazen' bu sokağa bir anı oldu..bazende ıpıslak köşe başları.
Ağaçlarımın dallarında nasıl cesaret asılıysa parmaklarımda onların onuru.
Cesaret değiştim bugün mahallemdeki yabancılarla,onlar da bana umutlarını verdi.
Beyaz ellerimden çamurumu alacaklar.
Amcaların oyuncak sevdası.
Ama abilerim yaramaz.
Paçaları çamurlu çocuklardık biz bu sabah bu mahallede..
Bu sabah yalnışlıkla deremi taşırdılar.
Oyuncaklarım ıslandı.
Sokağım ıslandı.
Oyuncağımı alacak amcalarım.gelecekler.
Ama abilerim yaramaz.

İzin vermezler.

ZOE*KID

SERZENİŞ


ıstırabı konu edersen çirkinleşebilir cümlelerim.burada çocuklar ağlıyor,burada çocukların gözyaşlarında serinliyoruz.isyansız geçen her gün kafamıza sıkıyorlar,kafamıza sıçıyorlar.sesler birbirine karışıyor sessizlik dayanılmaz, luzumsuz - tüketimsel ve yalan olan çok sesliliğe ise hiç dayanılmıyor.burada kendini korumak için ağaçlar yemiş vermiyor.ağaçların olmayan yemişlerine de göz dikiyorlar.hava partiküllerini de bozdular,nefes alamıyor bazıları,hava hepimize yetmiyor.burada herkes ağlıyor,içten gülümseyen tek bir hayvan göremezsin. azıcık farkında olan ve acının kaynağına inmek için eline ameliyat eldivenini geçiren herkes tümörün nasıl yayıldığını görüyor nasıl tüm vücudumuzu sardığını ve tedavisinin mümkün olmadığını.

ölmek b planı. bu yüzden içten içe kaçacak bir yer arıyorlar asla kaçamayacaklarını bile bile.aldılar dünyamızı aştılar da uzaya ulaştılar.uzayda alışveriş merkezleri-plazalar-gece kulupleri açmışlar,uzayın en merkezi yerinde ozon havuzu olan ultra süper lüks siteler.bunlarla yetinmeyenlere başka kafa yapıcılar uzatılıyormuş.uzayda robot yapmışlar tıpkı insan gibi boşlukta sallanabiliyormuş,tıpkı insan gibi düşünemiyormuş,refleksleri yokmuş robotta tam bir tepkisizliğe ulaşmışlar tıpkı 'insan' gibi.ilk insanın beynine olan özlemi dile getirenler,insanlığın beynini küçültme,evrimi ters yöne çevirme gayretleriyle her gün övünenler,robotlar üzerinde ilk insanın minik beynini yapmayı başarmışlar şimdi sıra insanoğlunun beyninde de başarıya ulaşmakmış.bir de yer çekimi etkisini yenememişler ama üzerinde çalışıyorlarmış.

hey tükenen! sana söylüyorum beynin küçülmeden marihuanalarından kurtul,parazitlerini öldür.iradeni özgür kılmak zorundasın.kendini aklamak için boş umutlar peşinde koşmaktan sıkılmadın mı,defalarca yenilmekten her gün ölmekten haz mı alıyorsun.kaçamazsın kaçacak yeri yaratmadan.
var olanlarla savaşmak zorundasın.isyanın tek kıvılcımı başlatacak kurtuluşu,isyanın devamı kaçacak yere ihtiyacın olmayacağını gösterecek.
çığlık atmadan nasıl yaşar insan,yetinmek de değil bitkisel hayat bile değil bu.bizimkisi düpedüz,sadece her an ihanet!kendi düşüncelerine pisliyorsun,kendi yaşam alanına..kendi yavrunu arkasından vuruyorsun.sana söylüyorum daha fazla ihanet edeceğin küçük tohumları getirme dünyaya. kişiliksizliğin süregelecek sen defolup gittikten sonra da utanç sürecek.buna hakkın yoktu,tüm bunlara hakkın yok.hakkın olmayan her şeyi geri ver.

tarihsel acının affı olmaz,bir şey bekleme yalnızca daha fazlasına dur de!
rahatlamam gerek insan beynine henüz tam olarak müdehale edemedikleri için rahatlamam ve umutlanmam gerek.uyanıp direnecek bir milyon insandan daha güçlü bir mekanizma yok.
daha çok aşağılık yaşam ve kimliksizleşmeye çanak tutma.
satın alacakları değer kalmadı,ama daha çok almalarına izin verme.
daha çok susma.
kas sistemini kullan,ses mekanizmanı.
sokağa çık.
kaçamazsın kaçacak yeri yaratmadan.

CVALDA

DOĞURGAN DÖNGÜ


Ruhumun zulalarını patlatırken bir bir Eros'un hergeleleri,
Lodos son kanını akıtmıştı ucu yanık mektubun üstüne.
Bu bok şehrin dürzüleri çıkarken teker teker evlerinden,
Kapıları çarpıp,çarpık gülüşleri yerleştirip yüzlerine,
Ellerinde başları dönük,bakışları donuk bıçaklar...
Gözlerinde sahte bıçkın sırıtışlar,
Ağızlarında avlanmaya hevesli keskin dişleriyle
Bense aheste düşüyorum köpek leşleriyle,
Ağzı bok kokan her hatunun içine...
Ve bırakıyorum nadasa küfür elçilerimi,
Dikenli ellerimle çiziyorum ruhunun piçini!..
Şehir akarken yalnız ve güzel kanalizasyonun içine
Fareler kemirir kutsal orospularını gecenin!
Pezevenkler kapaklanır ellerinde tespihlerle secdeye!
Çocuklar intihar eder her gece gökyüzünü delen minarelerin kalplerinde!..
Kurtlanırken beynim,aklım siyaha tutsak...
Zafer bayrakları siktiğim her kadının göbek deliğinde!
Dalgalanmakta utkum,uslanmış poyrazın pusu içinde!
Günah mı duvarlar geveze,kadınlar suskun?
Sorun bu ya da bulun sorun!..
Surları yıkık,sırtı bana dönük sarhoş şehrin
Saplantılı tutkulara sahip zengin piçleriyle caddelerde!
"Kafirsen günah karlı bir iş!"demiştir
Papazlar,çıkarırken pantolonlarını günah yerine!
Şahit tanrım,şehit düştü her şehre!!!
Bir elim hep sokaklarda,karanlık bekçisi...
Dönük gözlerim sunulan altın tepsi içinde kan çanaklarına.
Biraz çocukluğum biraz çamur içinde bekçinin damarları...
Kırmızı kökler,sonbaharda hayat ağacı...
Makineye bağlı yaşamlar,
Ötenazi isteyen yaşlı gözler...
Şehri becerenler var hepsinden öte
Smokinler içinde,ellerinde buzlu viskiler!
Felsefesi suskun dudaklarımda,
Pandora çığlıklarım.
Patlak öpücüklerle tadı kaçmış yalnızlıklarım...
Sigortası yok,ayağı çoktan kaymış sütü bozuk mizacımın...
Kutsal topraklar kanlar içinde!..
Düşman hattı meşgule alır kendini.
Onüçünde afaroz üstüne engizisyon mahkemesi!
Ruh-ül Kudüs uçurumun eşiğinde,
Ezilirken tanrının gölgesi!!!
Yıkar mabedlerini ve beyinlerini,düzen
Metamorfozu dünyanın yirmibir gramda,biterken...
Doğurgan döngüler içindeyim,
Düştüm ortasına yalnız bir sperm!..
Oysa herşeyi bilirdim çok eskiden;
Geldim,gördüm,yenildim ben!!!
Herşey,
Yine,yeni,yeniden!!!
Neden tanrım?!?
Neden?..

ELESIS

BÖCEKLİ ODA


Kaotik bir böcek
tırmandı kulağıma..
ve fısıldadı;

"Ellerin kaskatı olmuş,
Bizi özledin mi?"

Duvarlar, düğmelerle doluydu
ve hangisi gözlerini açıyor, bilmiyordum.

Böceğin tuhaf bıyıkları yanaklarımı gıdıkladı..
"Bu fırsat kaçmaz!" diye düşündüm..
Dilimi böceğe doğru uzattım, ve lakin
azikçe geri çevirdi teklifimi
yumuşak bir anten hareketiyle, ve
dilim, mağarasındaki yalnızlığına dönüp
dişlerimi okşamaya devam etti..

Bu sırada duvarlarda yankılar vardı.
Ancak sesin kaynağını bilmiyordum;
orjinal ses,yankılana yankılana bozulmuştu.
ve, evet, böcek haklıydı!

Ellerim kaskatı kesilmişti,
onları özlemiş olmalıydım.

Beklenmedik olanı beklemek mi yorucuydu,
yoksa imkansızlıkları zorlamak mı...

Gözünü açan düğmeyi bulana kadar
hepsini tek tek deneyecektim..
Böcek, bütün dillerdeki bütün kelimeleri tüketene kadar
-ki çok iyi tahsil yapmıştır-
onu dinlemeye devam edecektim.

Birgün elbet ölecektik.
Birgün elbet kaybolacaktı herşey.
Ben, belki de buradan sağ çıkamayacaktım.
Böceklere yem olacaktım.
Böceklere.
Yem.

Ama kelimeler bitecek miydi?
Birgün gözlerin kendiliklerinden açılacaklar mıydı?

Ah, bu kelimelerimle kalbine elektroşok yapabilseydim...
Ah, bu kaskatı ellerimle sana dokunabilseydim...
Senin canlanışınla ben de yeniden hayata dönseydim!
Gözkapaklarımın hareketi odayı sonsuz bir girdaba sürükleseydi,
ve girdabın merkezinde, herşey birbirine karışıp yok olurken,
bize hiçbirşey olmasaydı..

Böcekler hayallerimi kemiriyorlar!
Lütfen,
Lütfen onları benim için öldürür müsün?

SIRNABER

ŞEHİRDE GİZEMLİ BİR AŞK HIRILTISI



‘ günüm mü?.. nasıl geçsin be oğlum hep aynı işte. İş, güç. Hep senin için, her şey senin için oğlum…’

İkili pis bir koltuk üstünde iki büklüm yatıyordu. Ağzından sarkan salyanın hedefindeki kanepenin rahatına diyecek yoktu. Kanepenin rahatlığını sorgulamaksa ahmaklara emanetti. Yorum getirmeden bakıyordu herşeye. Yorum getiremeyecek kadar çok canı yanıyordu. Bütün eklemleri farklı yönlere ayrılma kararı almış, bağımsızlıklarına koşuyorlardı. Salyası çenesinden aşağıya sarkmaya başladı ve gözeneklerinden çıkan ter damlaları salyadan önce pis koltuğa ulaşıp turnayı gözünden vurmak için katıldılar yarışa. Delirmiş gibi yanındakinin üzerine basarak ‘başarıya’ koşuyorlardı. Birbirlrine saldırdılar, kardeşlerini ve komşularını ezdiler. Başarının ucunda bekleyen koltuğun, pislik bulaştırmaktan başka bişey getirmeyeceğini bilmeden hepsi zirveye oynuyordu.

Midesi bulanıyordu. Boğazından yukarı bişeylerin çıktığını hısseti. Yediği bokları görmemek için gerisin geri yuttu gelenleri. Bi ara dudaklarını araladı. Anasına sövdü ilkin, sonra döllenen yumurtanın dışarı çıkma süresini belirleyen yetkili mercileri doladı diline. Kıravatlı amcalar, beyler, pezevenkler, paşalar, aman abiler bastı ruhunu. Daraldı üzerine varmalarından.Boyun bağını çıkartıp fırlattı odanın ayak değmeden kalan son noktasına. Orta okuldan beri üstündeydi aynı kıravat. Sadece her dönem, her yıl, her hafta, hergün değişirdi markası tabi birde rengi.

Nefes alması zorlaşmaya başladı. Acıları arttı. Eklemleri hep birlikte yüklenmeye başladı. Dişini sıka sıka tıslayarak küfür etti. En yalın halyıle odanın ortsına düştü yavrucak. Sesi duyula biliyordu. Ama kimse üstüne alınmadı. Küfür sahipsiz kalmıştı koca odanın ortasında. Halbuki yeni doğmuştu ve acilen küveze alınması lazımdı. Rafta duran bikaç kitap küfürü görmezlikten gelip muhabbetlerine devam ettiler, tencere kapağını da alıp mutlu mesut mutfaklarına çekildi, sehpada ki tesbih siktir çekti, cımbız kendi havasında salınarak uzaklaştı. Küfür ağızdan bikere çıkmıştı ve birinin sahiplenmesi gerekiyordu yoksa ufaklık hiç olup gidecekti. El mahkum odanın en yaşlısı olan tavanda ki pervane aldı kucağına küfürü, sonra gaza geldi sahiplendi. Oğlan, pervanenin aynadıkı yansımasından sahipsiz küfrü emzirdiğini görünce günah keçisini bulduğunu anladı.

Dayanamadı bir küfür daha salladı. Bu sefer tam hedefe ,12’den. Acımadan geldi devamı bir çırpıda. Hoş adam nasıl acısın odaya girdiğinden beri öyle tavamda dönüpdurmuştu. Gözü hiç bir şeyi görmüyordu dönerken. İşini aksatmak şöyle dursun, dur demeden dinlenmiyordu bile. Önemli olduğunu zannedip böbürleniyordu üstelik, sanki çok zor bişey yapıyormuş gibi. Yıllarca sabah sekiz akşam beş dönüp dönüp hep aynı yere geri geldiğinin farkında olmadan çalışmaktan gurur duydu. Sınırların zorlnmasından hoşlanmazdı. Herkezin haddini bilmesini, kendi işine bakmasını söylerdi. Sıkı çalışmaya devam ederse bir gün klima olcağını zannederdi pezevenk.

Bu kadar lafın üstüne yavaşlamamıştı bile it. Durum görmezden gelinemezdi ve kendini dönmeye adamış bu putferest cezalandırılmalıydı. Çorap, terlik ve ayakkabı birlikte mahkemeyi kurup sözü iddia makamına verdi. İşkolik dedi sehpa, katil dedi telefon, uşak dedi ahize, sıkandal dedi telvizyon, sapık dedi oyalı havlu. Savunma makamı işini yerine getirip savuma vermeyi reddetti. Dönmeyi onur belledığını gösterdi. Döndü...

Tek başına jüri olan adam odanın içinde soyunun tek örneği olduğundan hakim de olup idam kararını verdi üstüne bir de cellat olup yerdeki bira şişesini pervanenin gövdesine çaldı. Odanın sessizlğini yardı verilen ceza. Uyuyan koca kapı gürültüden rahatsız olup ardına kadar açıldı. Gözleri dirildi adamın, odaya giren meleği görünce. Tepsının üstüdekı şırıngaya göz kırptı . Kolunu sıyırıp çekti içine enjektörde ne varsa.

Eklemlerindeki isyanı bastırdı, ciğerlerine bahar çiçekleri doldu. Kadına baktı ‘ büyüdüm’ dedi. Kadın umursamadı sadece ‘ hııııııı.. tabi ‘ diye geçiştirdi kadın ikinci iğneyi çaktırmadan yaparken. Adamın vücudu titredi bi anda. Başı yana düştü gözleri aynaya takıldı. Aynada dönen başını gördü.

Oturdu yerine eklemler, kemikleştiler. Salya ter damlalarının üstüne düştü. Süpürdü hepsini pisliğe. Üzerlerine burundan kan damladı.

Sonra odaya ben girdim ‘bitti mi?’ dedim. Kocakarı kafasını salladı. Bana bakıp ‘abi yapmasak mı ?’ dedi. ‘ ne o aşık mı oldun lan yoksa herife dedim.’ Sırıttı karı ‘yok abi de bu organ işi biraz sakat sanki. Hem torbacılığa biraz aykırı gibi de’ dedi. ‘karışma benim işime sen parana bak amıkoyım’ dedim.

İşte böyle oğlum durum. Bu seferde doğru böbreği bulamadık ama merak etme sen 3 ay daha var amelliyata kesin bulucam sana o böbreği.

ÇİLEKLİ KUSMUK